Kahramanımız -Poppy- 30 yaşında bekar, yalnız demeye dilim varmadığı için sevgilisiz, işi olan, bol arkadaşlı ve eğlenmeyi seven çizmeli bir kadın. Bütün acılarını gülümseyerek atmayı belki yıllar önce öğrenmiş, beli tutulduğunda bile --son derece kişisel ara not: beli tutuldu yahu, yazıktır bana-- düzeltileceğinde hepimizin acıyla alacağı o nefesi bu kadın gülerek alıyor. Hayatta her şeyle dalga geçebilecek kapasiteye sahip ama bunu kişiyi yermeden yapacak kadar da olgun. Hatta hayattaki gayesi kimseyi kırmamak, varsa bir asık surat onu düzeltebilmek. Bunu için insanların onu eleştirmesine ve deli mi ne gibi bakmasına razı.
Daha ilk sahnede bisikleti çalındığı için sürüş dersleri almaya başlıyor. Bu arada bundan dolayı üzüntü duymuyor, bunu da belirtelim, sadece o güzelinden ayrıldığı için üzülüyor, yersiz sinire yeri yok. Direksiyon hocası -Scott- ise kendisinin tam tersi, hatta fimin temposunun en hızlı gittiği anlar arabanın içinde geçiyor, ırkçı, korkak, ziyadesiyle asabi, hiç gülmeyen, asosyal, sinirlenince kızaran ki hemen her şeye sinirlendiği için mütemadiyen kırmızı olan, son derece ezik bir adam. Adamı kabuğundan çıkarmaya çalışan Poppy, bunu zaman zaman adamı zorlayarak yapıyor, doğrudan damarına basıyor, bazen de ona son derece duygusal bir soru soruyor. Anaokulu öğretmeni olduğu için o çocuklardan öğrendiği bazı durumları Scott'a, Scott'tan öğrendiklerini ise çocuklara uyguluyor.
Hayata karşı o kadar ilgili ki, tek bir çocuğun Scott'a dönüşmemesi için ne gerekiyorsa yapıyor. Dünya'yı gezdiği için türlü sorunu biliyor, bunlara gülerek cevap vermesi ise hem bir koruma kalkanı hem de bir tercih, bunu bilinçsiz yapmıyor. Mutsuzlukla bir şeyin elde edilemeyeceğini görmüş, mutlulukla daha kolay çözüme ulaşacağına inanıyor.
Ev arkadaşı 10 yıllık, inanılmaz bir bağ var aralarında. Üvey kardeşi ile karşılıklı olarak üveyliği kaldırmışlar, onlar basbayağı kardeş... Bilindik ve normal sınırlar içinde yaşamayı seçen diğer kız kardeş Poppy'ye bir sürü söz de sayıp dökse de Poppy esas mutlu olanın kendisi olduğunu bildiği için kardeşini bozmuyor bile, evet deyip geçiyor. Bu kadar da olgun...Filmin ilk 10-15 dakikası biraz zorlayıcı, devamlı gülen bir karaktere alışmak zaman alıyor neticede, her türlü bozukluğu görmezden gelmemeye çalışan bir tip hiç de yakın gelmiyor,
kafasını çevirmeden her soruna çözüm arayarak ya da en azından destek olmayı umut ederek balıklama atladığı için önce bir uyuz oluyoruz, sonra bunu bilinçli yaptığını görünce karaktere resmen aşık oluyoruz. Bütün o çılgın deli dolu ruhuna rağmen ben hayatımda en az bir Poppy olsun isterdim mesela.Kendi üzüntülerini daha büyük üzüntüler yaşayan insanların yanına giderek çözümleyecek kadar da gerçekçi, bir de son derece korkusuz, öyle saf temiz ve iyi yürekli bir polyanna değil, her türlü gerçekliğin farkında bir umut düşkünü.
Kendi adıma böylesi bir karakterin olabileceğini düşünmek bile bana heyecan veriyor, hele ki her kötü bir anda izlenecek böylesi bir filmin olması da bir o kadar mutlu edici.
Bu arada Sally Hawkins gerçekten bu filmde harika. "Rolünüz nasıldı?" dediklerinde "Devamlı gülen birini oynamak hakikaten zordu" demiş, ama o filmde "oynamıyor" ki, biz her umudu, her düşünceyi, her üzüntüyü ve her şaşkınlığı onun gözlerinde ve mimiklerinde görüyoruz ve gerçek olduğunu düşünüyoruz.
Son olarak bu bal tadındaki filmden gelsin:
Poppy: Sen satanist misin?
Scott: Tam tersi..
Poppy: Papa'sın yani, ehhehe
Scott: O ikisi aynı.



















